YEREL YÖNETİMLER VE MÜZİK
Yerel yönetimler seçim dönemlerinde
müzisyenlere yeşil ışık yakarak umutlandırırlar. Müzisyenler kendileri için
kamusal alanda ifade zemini olarak halk konserlerini görürler. Hangi müzik türü
olursa olsun kitlesel anlamda “popüler” olmak asıl hedeftir. Siyasi erkin
kalkınma planlarında, yerel yönetimlerin geleceğe dönük hedeflerinde müzik
daima öne çıkarak anlık da olsa popülerleşir. Kamu yönetimlerinde vizyonel
hedeflerin müzik ile imtihanı tüm dünya ülkelerinde ciddi düzeyde ön plandadır.
Şehirlerin planlanması, kent kültürü ve kültürel turizm, müziğin odak
noktalarındandır. Bunu yıllar öncesinden
gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk, müzik alanında yapılan çağdaş hedefler doğrultusundaki
tüm girişimleri desteklemiştir.
Müzik müziktir ve yaşamın içinde
hatta tam ortasındadır. Müzik kendini herhangi bir siyasi yapının içinde
konumlandırmaz. Kendi varlığını müzikal paradigmalar üzerine kurar.
Kent, bize müziğiyle seslenir.
Arkeolojisiyle görünür. Müzik kadim zamanlardan beri bize aktarılan hafızadır.
Bu nedenle yerel yönetimlerde müzikoloji alanında kadroların olması zorunludur.
Yerel yönetimlerin popülerizme kaçan müzikal etkinliklerinin yanı sıra kültürel
zeminde paralellik gösteren yerel müzisyenlerin ve müzik kurumlarının
desteklenmesi önemlidir.
Yerel yönetimler kültürel hafızanın
ve mirasın korunmasında aslında en yetkili ve etkili organlar olarak karşımızda
durmaktadır. Merkezi planlamalar neticesi yapılan çalışmalar, yerel düzeyde
zemin bulmakta zorluk çekerler. Sorunların ve kültürel taleplerin doğrudan ele
alınması ve o yönde pratiğe geçmesi başarı oranını artırmaktadır. Kültürel
misyonda önemli olan yerel ve merkezi dengelerin korunması olmalıdır. Müzik bu
noktada politik tavırların ötesinde kendi varlığını sürdürme eğilimi içinde
olmalıdır. Müzisyen merkezi siyasi otoritenin yanında değil, kendi
dinamiklerine göre duruş sergilemelidir. Müzik müziktir ve yaşamın içinde hatta
tam ortasındadır. Müzik kendini herhangi bir siyasi yapının içinde
konumlandırmaz. Kendi varlığını müzikal paradigmalar üzerine kurar.
Yapılan kamu hizmetlerinde asıl hedef
kültüre yönelik olmalıdır. Kültür kavramı çok farklı anlamlar içerse de sonuçta
farkındalığın hassaslaştığı bilgi birikimine göndermelerde bulunur. Bir başka
değişle kültür toplumsal yapının bilinç seviyesinin göstergesidir. İçeriğinde
müzik en temel enerjiyi oluşturur. Saf bilgi, seçkincilik vb. kavramlar
kültürün ifadesinde farklı anlatım yollarındandır. Bireysel anlamda kültür ve
toplumsal düzeyde kültür etkileşimi uygarlık açısından önemlidir. Toplum ve
birey birbirlerini tetiklerler. Müzisyen toplumsal yapı içindeki kültürel
verilerden yola çıkar fakat kendi zihninin tasarımlarıyla hareket eder. Müzik
bu noktada kendi alanının sınırlarını belirleme ikilemindedir. Geniş kitlelere
seslenen popüler ve ranta yönelik yapıtlar ve/veya iç dinamiklerle hareket eden
bağımsız, özgün müzikal tasarımlar…
Toplumsal yapının dinamiği müzik
açısından önemlidir. Müzik tarihi insanlığın tarihidir. Kırsalın bazı
bölgelerinin sanayi devrimi kanalıyla kentleşmesi, müziğe farklı boyutlar
kazandırmıştır. Müzik sanayi devriminin yarattığı kent kültürü içinde varlığını
yeniden konumlandırarak, önemli yapısal değişimler geçirmiştir. Böylece
aristokrasinin müziğe verdiği desteği burjuva sınıfı ve ardından kentin örgütlü
yapısı yerel yönetimler üstlenmiştir.
Ülkenin her yerinde Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Hayat Boyu Öğrenme
çatısı altında Halk Eğitim Kurslarında verilen müzik eğitimleri dışında, yerel
yönetimler de kendi bünyelerinde bu tür yaygın eğitim hizmetlerine
yönelmişlerdir.
Müzik merkezi ve yerel yönetimlerin
ortaklaşa yürüttüğü hizmetler olarak yapılandırılmıştır. Resmi yapı dışında
hamilik, diğer adıyla sponsorluk ve sivil toplum kuruluşlarıyla müzikal
faaliyetler ve müziğe destek verilmektedir. Müzikal kültür ve etkinliklerin
geliştirilmesinde aslında ciddi politikalardan yoksunuz. Ülkemizde yapılan
müzik eğitimleri, müzikal çalışmalar, konserler, müzik kursları vd. çalışmalar
birbirinden bağımsız, anlık ve kurumlarda bulunan “yetkili” kişiler tarafından
belirlenmektedir. Yerel yönetimlerde bulunan müzikal çalışmalar sosyolojinin
ötesinde, politik hamleler olarak görülmektedir. Müziğin bu noktada her seçim
dönemi ve sonrası aktif popüler planlar içinde yer alması sanat açısından üzücüdür.
Yerel yönetimlerde bulunan müzik eğitimleri ve beraberinde etkinlik
programları, kültürel anlamda temel taşlar döşeme zihniyetinden uzaktır.
Cumhuriyetin kurulduğu andan itibaren günümüze gelinceye kadar yapılan müzik
politikalarında, kararlı ve birbirini destekleyen uyum içinde bir program
görmek mümkün değildir.
Yerel yönetimlerin başlattığı yaygın
eğitimlerde müzik ciddi bir potansiyel olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkenin
her yerinde Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Hayat Boyu Öğrenme çatısı altında
Halk Eğitim Kurslarında verilen müzik eğitimleri dışında, yerel yönetimler de
kendi bünyelerinde bu tür yaygın eğitim hizmetlerine yönelmişlerdir. Yaklaşık
yirmi beş yıldır süren bu çalışmalarda kazanan müziğin kendisi olmamıştır.
Aksine müzik eğitimi piyasası oluşmuş ve çalgı satışları, metot satışları (çoğu
korsan fotokopi) ile bir rant döngüsü içine girilmiştir. Buralarda yapılan
çalışmalar amatör düzeyden öteye gidememiş ve resmi müzik eğitim kurumlarının
önemi tekrar ortaya çıkmıştır. Yerel yönetimlerde yapılan müzik eğitimlerinin
toplumsal düzeyde müziğe katkısının ciddi anlamda olmadığı düşüncesindeyim.
Buna rağmen İstanbul Belediye Konservatuvarı (1927), Samsun Belediye
Konservatuvarı (1979) vb. bazı müzik eğitim kurumlarının misyonlarını burada
anmadan geçmemeliyiz. Özellikle İstanbul Belediye Konservatuvarı Türk Müzik
tarihinde önemli bir konuma sahiptir. Kurumun önemi orada ders veren önemli
isimlerden kaynaklanmaktadır.
İstanbul Belediye Konservatuvarı’nın
Üniversiteye bağlanmasıyla birlikte yerel yönetimlerde bulunan müzik
eğitimlerinin yapısı yeniden şekillendi. Günümüzde konservatuvar adı altında
belediyelerimizin yaptığı müzik çalışmaları “çalgı kurları ve amatör koro” zihniyeti
ile sürdürülmektedir. Ayrıca yerel yönetimlerde müziğe dair değerlendirmelerin
genelden uzak olması eğitimde sürekliliği engellemektedir. Bu eğitimler
sonucunda yasal olarak diploma verilememesi diğer önemli bir sorundur. Her yeni
eğitim döneminde ülkemizde binlerce müzisyen sevdalısı yerel yönetimlere
kurslara kayıt olmakta ve istisnai durumlar dışında pozitif sonuçlar
alınamamaktadır. Konserler ise ele alınması gereken bir başka kanayan yaradır.
Konser mekânları, sanatçılar, organizasyonun planlanması ve kültürel pozitif
girdilerinin analizi sosyal medya “beğenilerine” göre değerlendirilmektedir.
Artık yerel yönetimlerin nitelikli
kadrolar ile butik müzik eğitimleri ve konserlerinin çok daha olumlu
sonuçlar yaratacağı gerçeğini görmeliyiz. Böylece merkezi yönetimin ve yerel
yönetimlerin kültürel politikalarında kamu kaynakları daha efektif
kullanılabilir.
Yorumlar
Yorum Gönder