Ana içeriğe atla

Kayıtlar

  YEREL YÖNETİMLER VE MÜZİK Yerel yönetimler seçim dönemlerinde müzisyenlere yeşil ışık yakarak umutlandırırlar. Müzisyenler kendileri için kamusal alanda ifade zemini olarak halk konserlerini görürler. Hangi müzik türü olursa olsun kitlesel anlamda “popüler” olmak asıl hedeftir. Siyasi erkin kalkınma planlarında, yerel yönetimlerin geleceğe dönük hedeflerinde müzik daima öne çıkarak anlık da olsa popülerleşir. Kamu yönetimlerinde vizyonel hedeflerin müzik ile imtihanı tüm dünya ülkelerinde ciddi düzeyde ön plandadır. Şehirlerin planlanması, kent kültürü ve kültürel turizm, müziğin odak noktalarındandır.   Bunu yıllar öncesinden gören Gazi Mustafa Kemal Atatürk, müzik alanında yapılan çağdaş hedefler doğrultusundaki tüm girişimleri desteklemiştir.   Müzik müziktir ve yaşamın içinde hatta tam ortasındadır. Müzik kendini herhangi bir siyasi yapının içinde konumlandırmaz. Kendi varlığını müzikal paradigmalar üzerine kurar. Kent, bize müziğiyle seslenir. Arkeolojisiyl...
En son yayınlar
  SÜRGÜN VE GÖÇ İRONİSİNDE MÜZİKAL AKIŞKANLIK   Müzik tarihinin derinliklerinde insanlığın kadim gizemlerini bulmak mümkündür. Acılar, üzüntüler, trajediler, sevinçler, sürgün ve göçler. Tüm bunlar Adem ve Havva’nın Cennetten kovulmaları bir başka değişle sürgün edilmelerinin ardından, insanlık tarihinin serüveninde göç ve sürgünler devam etmektedir. Tüm bu insanlık trajedisi müziğin derinliklerinde ironik biçimde varlığını sürdürmektedir. Sürgün ve göç kavramları arasında her ne kadar ince bir çizgi olsa da sonuçta her iki durumda travmatik sonuçlar kaçınılmazdır. Göçlerin günümüzde farklı negatif nedenlerle artması neticesinde, Birleşmiş Milletler harekete geçmek durumunda kalmıştır. İnsanlar topraklarını terk ederek farklı coğrafyalara, farklı mekânlara kısacası bilinmeyene doğru gitmektedirler. Sürgün olma hali ise bambaşka bir trajedinin tüm gerçeklik algısı ile bizi kuşatmasıdır. Edward W. Said, Entelektüel adlı çalışmasında Adorno’ya göndermelerde bulunarak, e...
  MÜZİK ZAMAN İKİLEMİ   Müzikte zaman kavramı besteciler kadar müzik yazarları tarafından da ilgi odağı olmuştur. Zaman sadece müzisyenleri değil, edebiyatta özellikle şairleri cezbeden mistik bir kavram olmaya devam etmektedir. Yakın çağın önemli şairlerinden T.S Eliot bu konuda benim vurgulamak istediğim özel bir şairdir. Zaman kavramını şiirlerinde irdelemiş ve bizlerin dikkatini çekmeyi başarmıştır. Burnt Norton şiirinde zaman kavramının kusursuz ve mistik yönleri karşısında dik bir duruş sergiler: Sözcükler devinir, müzik devinir Zamanda sadece; fakat sadece yaşıyor olan Ölebilir sadece. Sözcükler, konuşmadan sonra, erişir Sessizliğin içine. Yalnız şekille, örüntüyle, Sözcükler ya da müzik erişir Sessizliğe, bir Çin vazosunun sessizce Devinmesi gibi kendi sessizliğinde. Kemanın devinimsizliği değil, nota sürdüğü sürece, … Ve sözcükler, Eliot’un kaleminden dökülür gider. Bizlere zamanı sözcükler ve melodilere göndermeler yaparak anlatır. Zamanın mistisizm...
  PAUL VALÉRY VE MÜZİK Paul Valéry (1871 - 1945), Fransa’nın 20. Yüz yılda dünyaya kazandırdığı büyük şair. Ömür boyu şairliğinin yanında zihnin analizi üzerinde çalışmış ve bu anlamda yapıtlarını inşa etmiş bir entelektüel. Onun dünyasında duygular ancak çok boyutlu kültürel süzgeçlerden geçtikten sonra sanata dönüşebilir. Aslında bir bakıma pür sanat anlayışını kendine göre yorumlamıştır. Valéry’nin sanat anlayışında dominant “saf”lık, en uç noktalarda kendini gösterir. Okur dizeler arasında zihinsel labirentin kodlarını çözme peşine düşer. Şiir denince klasik anlamda okuyucuya doğrudan verilen imgeler dünyası akla gelebilir. Valéry yapıtlarındaki anlamı okuyucunun kendi iç dünyasında aramasını sağlar. O anlamda zordur Valéry okumaları… Her ne kadar sembolizm akımının öncülerinden olduğu kabul edilse de, kendisini dar alana sıkıştırmak haksızlık olur. Tıpkı Yahya Kemal gibi o da şiirini “ses”ler üzerine kurmuştur. Bir başka değişle Valéry için şiir müzik temelinde varlık ...
  SAVAŞIN SESLERİYLE TASARLANAN BİR SENFONİ: LENİNGRAD Kuzeyde adı bir senfoni ile anılan şehir; Leningrad… Savaşın kanlı yüzünde katarsis melodilerinin senfonisi; Leningrad… Bu gün Saint Petersburg diye bilinen şehrin müzik tarihinde hüzünlü bir hikâyesi vardır. Şehir 1941 yılında Nazi ordularının modern tarihin en uzun kuşatmasını yaşayarak hafızalara kazındı. 900 gün süren kuşatma şehir halkının savaşta açlık, hayatta kalma ve onur mücadelesine dönüştü. Hitler’in emri ile şehrin “yeryüzünden silinmesi” düşüncesi kuşatma ile hayata geçirilmeye çalışıldı. Böylece bölge halkına açlık bir silah olarak dayatıldı. Kuşatma altındaki şehirde 1,5 milyona yakın insan açlık ve -40 derece soğuk nedeniyle yaşamını kaybetti. Kuşatma zamanı şehirde bulunan insanların dış dünya ile bağlantıları kesilmesine rağmen, donmuş Ladoga gölü üzerinden açılan yoldan kamyonlar şehre yiyecek taşıyor ve dönerken yaralıları tahliye ediyorlardı. Bu yol “yaşam Yolu” (DorogaZhizni) diye anılır. Şehrin...
  MÜZİK VE DİSTOPYA   Neandertal, Homo Sapiens insanının yeryüzü macerasının günümüze uzantıları şaşırtıcı derecede hızlı ilerliyor. Bundan binlerce yıl önce varlıklarıyla dünya kültürünün temellerini atan bu insanlar, artık bizlerin hayal bile edemeyeceği yaşam becerileriyle flulaşmaktadırlar. Bizler arkeolojik verilerle antropolojik çıkarımlar yaparak o döneme ait yaşam biçimlerini yeniden inşa ediyoruz… Müzik insan kadar masum. Felsefi anlamda belki de insandan daha masum. Bunun doğruluğu üzerine sayfalarca yazılabilir, saatlerce konuşulabilir. İnsana dair ne varsa müzikte var. Başlangıçta ürettiğimiz müzik ile bu gün arasında ciddi farklılıklar var. Bu bir gelişme midir? Yoksa gittiğimiz yönün gereklilikleri midir? Bilinmez… Thomas More’un ütopya tasviri, Pieter Bruegel’in Babil Kulesi,   Maleviç’in tabloları, Emre Lüle’nin eserleri ve mimari yapıdaki avangard perspektiften beslenen distopik çalışmalar, müzikal kompozisyonların tınılarıyla paralellik göster...
  DEĞİRMENDERE'DE SANAT Gündelik yaşamda kültürel konulara değinilirken sıkça duyduğumuz “coğrafya kaderdir” sözü ne kadar gerçeği yansıtır? İbn Haldȗn’a ait olduğu düşünülen bu sözün söyleyenden çok içeriğini irdelemek önemlidir. Coğrafyanın kader olduğunu düşünerek, yaşam perspektifimizi belirlemek ve bu anlamda pozitif imtiyazlı olduğumuzu düşünmek aslında sosyolojik olarak pasif bir kabulleniştir. Coğrafya insan için elbette önemlidir. Fakat Kültürel anlamda toplum ve zihin bağlamında farklı parametreleri yadsımak doğru değildir. Kültürün tanımında mekân, tarihi derinlik ne kadar ola da, sonuçta akışkanlık ve etkileşim durumları konunun odak noktasındadır. Biyo-fiziksel mekân kültüre kaynaklık etmektedir. Kültür, coğrafyadan bağımsız düşünülemez. Kentlerin kültürel alt yapısında içinde bulunduğu alan her anlamda denge açısından belirleyicidir. Değirmendere bu konuda göz ardı edilmiş önemli “kent” odaklı kültürel zenginliği olan bir yerleşim alanıdır. Tarihi derinliği kayn...