SAVAŞIN
SESLERİYLE TASARLANAN BİR SENFONİ: LENİNGRAD
Kuzeyde
adı bir senfoni ile anılan şehir; Leningrad…
Savaşın
kanlı yüzünde katarsis melodilerinin senfonisi; Leningrad…
Bu
gün Saint Petersburg diye bilinen şehrin müzik tarihinde hüzünlü bir hikâyesi
vardır. Şehir 1941 yılında Nazi ordularının modern tarihin en uzun kuşatmasını
yaşayarak hafızalara kazındı. 900 gün süren kuşatma şehir halkının savaşta
açlık, hayatta kalma ve onur mücadelesine dönüştü. Hitler’in emri ile şehrin
“yeryüzünden silinmesi” düşüncesi kuşatma ile hayata geçirilmeye çalışıldı.
Böylece bölge halkına açlık bir silah olarak dayatıldı. Kuşatma altındaki
şehirde 1,5 milyona yakın insan açlık ve -40 derece soğuk nedeniyle yaşamını
kaybetti.
Kuşatma
zamanı şehirde bulunan insanların dış dünya ile bağlantıları kesilmesine
rağmen, donmuş Ladoga gölü üzerinden açılan yoldan kamyonlar şehre yiyecek
taşıyor ve dönerken yaralıları tahliye ediyorlardı. Bu yol “yaşam Yolu”
(DorogaZhizni) diye anılır. Şehrin dış dünyayla tek bağlantısı donmuş göl,
kuşatma altındakiler için adeta nefes alma borusu işlevi görüyordu. Leningrad
şehri ve burada yaşayan halk sadece silahlarıyla direnmedi. Şehrin her
köşesinden yankılanan hoparlörlerden yayılan ses ile direnen halkın kalp
atışlarını duyuruyordu. Bu sesler DmitriŞostakoviç’in müzikal hafızamıza
kazıdığı 7. Senfoni’ye (Leningrad Senfonisi) dönüştü. Leningrad ismi günümüzde
St. Petersburg olarak bildiğimiz Rusya’nın en önemli şehrinin 1924-1990’lı
yıllara kadar olan adıdır. Bu dönem şehrin trajik ve kahramanlık hikâyelerinin
yazıldığı zamanı anlatır.
Müziğin ne kadar önemli olduğu Leningrad
kuşatmasında bizlere yeniden Şostakoviç (Shostakovich) kanalıyla
hatırlatılmıştır.
Leningrad
ismi şehre Sovyetler Birliği’nin devrimci lideri Vladimir İlyiç Lenin’in
ölümünden sonra 1924 yılında verildi. Aslında şehrin ilk ismi St.
Petersburg’tur. Şehir “Aziz Petro’nun Şehri”, “Beyaz Geceler Şehri” ve “Kutup
Yıldızı” isimleriyle de bilinir. Beyaz geceler ismi aynı zamanda, dünyaca
tanınan edebiyat dehası Fyodor Dostoyevski’nin ilk çalışmalarından birinin
adıdır. Hikâye Leningrad’da (St. Petersburg) çok kısa süren bir tanışmayı
anlatır. Ayrıca eser film ve tiyatro olarak sanatseverlerin beğenisine
sunulmuştur. Leningrad, Çarlık Rusyası dönemindeki ihtişamını, Ekim Devrimi ile
birlikte “Devrimin Beşiği” olarak sürdürmeye devam etti.
İkinci
Dünya Savaşı’nda kuşatılan şehir kendi tarihinin en karanlık dönemini kuşatma
süresince (900 gün) yaşadı. Nazi Almanyası’nın şehri ele geçirme planları
tutmayınca kuşatılarak açlık ve sefalet ile direnişi kırmaya çalıştılar. Bu
dönem Leningrad adının tarihte direniş, açlık ve kahramanlık hikâyelerinin
yazıldığı dönemdir.
Şehir
sadece cephe savaşları ve kuşatma altında direnmeyle değil aynı zamanda
kültürel direnmenin de sembolü haline gelmiştir. Müziğin ne kadar önemli olduğu
Leningrad kuşatmasında bizlere yeniden Şostakoviç (Shostakovich) kanalıyla
hatırlatılmıştır. Leningrad müzik eğitiminde uluslararası düzeyde bir “ekol”
olarak kabul edilir. Çarlık dönemi ve sonraki dönemde buradan yetişen önemli
isimler vardır.NikolayRimski-Korsakov Konservatuvarı Rus bestecilerini
yetiştiren merkezi bir misyona sahiptir. SergeyProkofiev, Çaykovski ve
DmitriSostakoviç gibi dev müzisyenler burada yetişmişlerdir. Leningrad’da
kuşatma altında müzik eğitimi ve icrası devam etmiştir. Konservatuvarın bir
kısmı bu dönem tahliye edilmiş, kalanlar ile dersler ve konserler devam ederek,
müzik savaş zamanının direnç açısından önemli bir silahı haline gelmiştir.
Konservatuvar Piyano, kompozisyon ve şeflik alanında dünyanın önemli ekol
gösterilen eğitim merkezlerinden biridir.
Nazi komutanları 9 Ağustos’ta şehri ele
geçirme ve kutlama yapmayı planlarlarken, Sovyet yönetimi bu plana müzik ile
karşılık verir. Radyo orkestrasında kalanlar ve cephedeki müzisyenlerden
kurulan orkestra büyük bir azim ve inançla provalarını yapar.
Dmitri
Soştakoviç 7. Senfoni ile dönemin zulmünü, insanlık
dramını, en önemlisi direnişi müzik kanalıyla tüm dünyaya duyurmayı
başarmıştır. Nazi orduları Leningrad’ı kuşattığında Şostakoviç şehri terk
etmeyi aklından bile geçirmez. Ders vermeye devam ederken itfaiye eri olarak
bombardıman yangınlarını söndürme çabasındadır. Tüm bunları yaparken geceleri
senfoniyi yazmayı sürdürmektedir. Onun itfaiyeci kaskıyla nöbet resmi
hafızalardan silinmez.
Senfoninin
birinci bölümü “istila” temasıdır. Trampet vuruşuyla başlayan ve giderek
gürleşen melodi işgalin adım sesleridir. Diğer üç bölüm ise “hüzün, özgürlük
özlemi ve acıyla harmanlanmış zaferi temsil eder. Nazi komutanları 9 Ağustos’ta
şehri ele geçirme ve kutlama yapmayı planlarlarken, Sovyet yönetimi bu plana
müzik ile karşılık verir. Radyo orkestrasında kalanlar ve cephedeki
müzisyenlerden kurulan orkestra büyük bir azim ve inançla provalarını yapar.
Şehirdeki hoparlörlerden Alman mevzilerine ve tüm şehre canlı müzik (7.
Senfoni) sesleri yayılır. Düşman duyduğu görkemli müzik karşısında panikler ve
umudu kırılır.
Senfoninin
çalınmasının ardından Şostokoviç güvenlik gerekçesiyle şehirden tahliye edilir.
7. Senfoni (Leningrad Senfonisi) dünya savaş ve müzik tarihinde direncin,
zaferin umudun sembolü olarak diğer yapıtlar gibi yerini alır. Günümüzde
savaşların, kaosun ve insanlık zulmünün olduğunu ve aynı zamanda umudun her
daim içimizde yaşadığı başta 7. Senfoni olmak üzere tüm müzik yapıtları bizlere
göstermektedir. Savaş ve yıkımları anlamak için 7. Senfoniyi çok boyutlu
dinlemek ve Leningrad müzik tarihini öğrenmek bir başlangıç olabilir. Müziğin
ve müzisyenlerin politik gerilimlerde nasıl “ötekileştirildiği” savaşların
özünde yatmaktadır. Tüm bu olumsuzluklara rağmen müzik, kendi alanını ontolojik düzlemde belirler.
Yorumlar
Yorum Gönder