Ana içeriğe atla

 

MÜZİK VE DİSTOPYA


 

Neandertal, Homo Sapiens insanının yeryüzü macerasının günümüze uzantıları şaşırtıcı derecede hızlı ilerliyor. Bundan binlerce yıl önce varlıklarıyla dünya kültürünün temellerini atan bu insanlar, artık bizlerin hayal bile edemeyeceği yaşam becerileriyle flulaşmaktadırlar. Bizler arkeolojik verilerle antropolojik çıkarımlar yaparak o döneme ait yaşam biçimlerini yeniden inşa ediyoruz…

Müzik insan kadar masum. Felsefi anlamda belki de insandan daha masum. Bunun doğruluğu üzerine sayfalarca yazılabilir, saatlerce konuşulabilir. İnsana dair ne varsa müzikte var. Başlangıçta ürettiğimiz müzik ile bu gün arasında ciddi farklılıklar var. Bu bir gelişme midir? Yoksa gittiğimiz yönün gereklilikleri midir? Bilinmez…

Thomas More’un ütopya tasviri, Pieter Bruegel’in Babil Kulesi,  Maleviç’in tabloları, Emre Lüle’nin eserleri ve mimari yapıdaki avangard perspektiften beslenen distopik çalışmalar, müzikal kompozisyonların tınılarıyla paralellik gösterir.

Tüm bunlara rağmen yaşam bizi farklı yönlere götürse de, nereye gittiğini bilen ve sanatıyla bizlere bunu göstermeye çalışan entelektüellerin sayısı oldukça fazladır. Distopik yazarların filozof ve/veya kâhin oldukları tartışmaya açık bir konudur. Müzik geleceğin kurgusunda daima zirvedeki yerini korumuştur. Müzik sanatı insanın kültür adına attığı her adımda yanında yer almıştır. Sessiz sinema döneminde baskın karakter sonraki dönemlerde yine filmin önüne geçen sarsıcı melodiler. İnsanlığın tarihi gelişiminde tarım faaliyetleri tarihin seyrini nasıl değiştirdiyse, elektriğin icadı da müziğin seyrini değiştiren en önemli icatlar arasında kendini gösterir. Böylece müzik tüm zamanların birikimlerini daha hızlı özümseme ve daha fazla alana seslenme imkânını yakaladı. “Oda müziği “atmosferinden kitlesel seslenişlere yönelerek farklı maceraların yaratılmasını sağladı. Özellikle kayıt teknolojisi müziğin gücüne güç katarak tüm kurgusal sanatlarda geleceğin şekillenmesine katkı sağladı.

Müzik Michel Foucault’nun Heterotopya kavramsallaştırmasına göndermelerde bulunularak pekala analiz edilebilir. Genlerimizdeki kodlar, fıtratımız, kültürel hafızamız vd. tetikleyici ve besleyici unsurlar müziği zamanda farklı boyutlarda algılamamızı sağlar. İşte bu noktada foucalut’nun heterotopik kavramı melodilerin mistik dünyasında olan biteni anlamamızın kapılarını aralar. Distopya bu gün var olmayan ve gelecekte bizlerin toplum mühendisliğimizde önemli rol oynayan şimdilik bellek oyunu…

Özellikle dünya savaşlarından sonra ortaya çıkan müzikal akımlar başlangıçta ütopik mesajlar içerse de, zamanla bu ütopyanın gelişen kapitalizm sayesinde distopyaya dönüşümü kaçınılmaz olmuştur.

İçeriğinde geleceğe dair hayali tüm yaşam enerjisini barındıran ütopya, zamanla distopya kavramıyla pasifleşmiştir. Ütopya ironik olarak ütopik, distopya ise belleğimizi manipüle eden gelecek tasarımlarının yeni adresidir. Müzikal anlamda bu noktada yeterli olmasa da önemli eserler, önemli film müzikleri ve beraberinde müzikal manifestolar gelişmektedir. Yukarıda sözünü ettiğimiz elektriğin icadı bu anlamda kırılma noktasıdır. Müzikal formların tonal yapıyı kırması, elektronik müzik geleceğin müzikal tınılarının tohumlarını atmaya başlamıştır. Thomas More’un ütopya tasviri, Pieter Bruegel’in Babil Kulesi,  Maleviç’in tabloları, Emre Lüle’nin eserleri ve mimari yapıdaki avangard perspektiften beslenen distopik çalışmalar, müzikal kompozisyonların tınılarıyla paralellik gösterir. Repo! Genetik Opera  besteleri açısından oldukça sarsıcı kompozisyonlara sahiptir. 2008 yapımı bu müzikal film, gotik ve distopik kavramları çağrıştıran seyirciyi ve dinleyiciyi etken kılan sanat eseridir. Tüm bunlar kamusal alanda aynı zamanda korku yaratır. Bilinmeyene olan merak ve kollektif korkularımız bizleri asla yalnız bırakmaz. George Orwell, Aldous Huxley vb. yazarlar, müzisyenlerin yaptıklarını sözcüklerle gerçekleştirmişlerdir. Eserlerinde var olan gelecek kurgusu inandırıcılığını yitirmeden ürkütücü olmasına rağmen kabullenilmiştir.

Ütopyadan distopyaya ve aynı zamanda siperpunk atmosferine uzanan kadim zamanların klan toplulukları, makinalarla bütünleşme yolunda ilerliyor. Bu süreci özellikle edebiyatta ve sinemada anlatan entelektüellerin önemli yardımcısı ve olayın boyutlarını vurgulamanın gücü, müziğin sihirli dünyasında gizli. Müzik nereden bakarsak bakalım bu süreci anlatanların tek dayanağı. Özellikle dünya savaşlarından sonra ortaya çıkan müzikal akımlar başlangıçta ütopik mesajlar içerse de, zamanla bu ütopyanın gelişen kapitalizm sayesinde distopyaya dönüşümü kaçınılmaz olmuştur. Charlie Chapli’nin Modern Zamanlar filmi ayrıca dikkat çekmek istediğim bir sanat şaheseridir. Portekizli sanatçı Surma’nın Wanna be Basquiat adlı parçası ve onun üzerine yapılan video distopik bir müzik kompozisyonudur.

İnsanın geleceğine dair sorgulamaları yapması kaygı ve merak ürünüdür. Geçmişte kanaat önderi olarak gördüğümüz şamanlar, kâhinler, falcılar vb. aslında her dönem yapısal farklılıklarla bizlerle beraberler. Bir fal uygulaması bizi müjdeli haberle mutlu edebilir. Verdiğimiz küçük ipuçları geleceğimizin nasıl şekilleneceğini anlatır. Unutulmaması gereken önemli bir konuda doğanın kendine özgü yasalarının olması. Tam da bu noktada distopik felsefe bizlere bu yasaların değiştirilebileceğini hatta bizim hakkımızda hükmü verenlerin olduğunu söyler. Teknoloji ve biyomekanik ilerleme artık yapay zekâ denilen yarı somut bir olguyu yaşantımıza soktu. Böylece kâhinlerin vb. karakterlerin yerini yapay zekâ dediğimiz ve şimdilik komut tuşları parmaklarımızda olan bilgisayarlar aldı. Müzik kendi mecrasının hassas zemininde yapay zekânın labirentlerinde yeni tınılarını üretiyor. Tonal ve çağdaş müziğin sürekli aradığı ses evrenindeki saf melodiler yapay zekâ yardımıyla yeni bir ivme kazandı. Müziğin içinde sorgulamalar yaparken insana dair değerlerin ve genlerimizdeki negatif hedonist kalıntıların yapay zekâ kanalıyla tetiklenerek vereceği zararları biraz düşünmekte yarar var…




 

 

 

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

 YAZMA SANATI EDEBİYATIN ÖTESİNDE BİR EYLEMDİR. Yazma sanatı ki biz ona genelde edebiyat diyoruz, daima müziğin gölgesinde varlık göstermiştir. Bu tezimize edebiyat alanında çalışanlar karşı çıkacaklardır. O zaman operayı, müzikalleri ve sadece Proust’u hatırlatmak yeterli olacaktır. Aynı zamanda müziğin edebiyat gibi kurmaca bir sanat alanı olduğunu savunanların karşısındayım. Edebiyat müziğe göre daha sınırlı metaforlar içinde hareket etmesine rağmen, müziğin sınırsız malzeme kaynağı besteciye özgürlük alanı sağlar. Müzik doğanın insana özgür hissettirebileceği belki de tek alandır. André Gide çalışması olan Chopin Üzerine Notlar adlı çalışma müzisyenlerin mutlaka okuması gereken kitaplar arasındadır. Kelimeler zihnimizi sınırlarken, ses ve sessizlik yapıt çerçevesinin sınırlarını kaldırır. Bu nedenle edebiyat literatürü müziğin engin denizlerine yelken açan yazarlarla doludur. Antik Yunandan zamanımıza uzanan edebiyat müzik birlikteliğinin zamanla ayrıştığı ve kendi çerçevelerin...
        Müzik ve Edebiyat İlişkisi Müziğin edebiyat ile ilişkisini irdelemeden önce, aslında sanatın kendi içinde ciddi olarak yapısal bir bağlantı ağı olduğunu söylemeliyiz. Her sanat alanı kendini bir başka sanat alanı ile besler. Sanatın kendi içindeki ilişkisini hiyerarşik olarak da ayırmak mümkündür. Gerçi bu ilişkinin hiyerarşisi nereden baktığınıza göre değişir. Arthur Schopenhauer müziği sanat hiyerarşisinde en üste koyar. Ona göre müzik ontolojik olarak katarsis görevi üstlenmiştir. Schopenhauer’e göre müzik önem ve değer açısından diğer sanat dallarını aşar. Çünkü müziğin yapısal özelliği, metafizik bir karakter taşır. Bir filozof olarak Schopenhauer müziğe diğer sanat dallarından daha fazla önem verir. Kendisi de her fırsatta flüt çalarak ruhunu dinlendirme egzersizleri yapar. Sanat dalları ilişkilerinde, resim-müzik, sinema-resim, edebiyat-tarih ve benzeri bağlantılar yapmak pekâlâ mümkündür. Müziğin her alanla çok rahat olarak bağlantılı olduğunu söyleye...
SANATTA YENİ BOYUTLARA DOĞRU Vural Yıldırım-Müzik Bilimci Batı merkezli düşüncenin değişik kodlama biçimleri vardır. Örneğin; mistik kavramını doğu için kullanır. Kendisinin daha rasyonel olduğunu belirtmenin en kolay yolu budur. Doğu her  yönüyle mistisizmi içinde barındırır. Batının rasyonalitesini almamış ve/veya reddetmiştir. İlahi dinlerin yanında zaman zaman doğu inaç sistemleri kamusal alanda gündeme gelir. Amerikalı film yıldızlarının Dalai Lama’nın etrafında toplanmalarını buna örnek olarak verebiliriz. Doğu belki de anlaşılması imkansız rasyonel yaşama aykırı, coğrafi-kültürel alan. Bu nedenle batının doğu tanımlaması içinde, biraz da etnosantrizm vardır. “Her yönüyle gelişmemiş bir medeniyet dünyası”. Bizler doğu mu? Yoksa batı mıyız? Bu sorun hala güncelliğini koruyarak tartışılmaya devam ediyor. Bize göre doğu neresi? Batı neresi? Bizim duruşumuz nerede başlıyor? Nerede bitiyor? Bu sorulara yanıt aramanın ötesinde ne olmak istediğimiz önemli. Bizler doğ...