PAUL
VALÉRY VE MÜZİK
Paul Valéry (1871 - 1945), Fransa’nın 20. Yüz yılda
dünyaya kazandırdığı büyük şair. Ömür boyu şairliğinin yanında zihnin analizi
üzerinde çalışmış ve bu anlamda yapıtlarını inşa etmiş bir entelektüel. Onun
dünyasında duygular ancak çok boyutlu kültürel süzgeçlerden geçtikten sonra
sanata dönüşebilir. Aslında bir bakıma pür sanat anlayışını kendine göre
yorumlamıştır. Valéry’nin sanat anlayışında dominant “saf”lık, en uç noktalarda
kendini gösterir. Okur dizeler arasında zihinsel labirentin kodlarını çözme
peşine düşer. Şiir denince klasik anlamda okuyucuya doğrudan verilen imgeler
dünyası akla gelebilir. Valéry yapıtlarındaki anlamı okuyucunun kendi iç
dünyasında aramasını sağlar.
O anlamda zordur Valéry okumaları…
Her ne kadar sembolizm akımının öncülerinden olduğu kabul
edilse de, kendisini dar alana sıkıştırmak haksızlık olur. Tıpkı Yahya Kemal
gibi o da şiirini “ses”ler üzerine kurmuştur. Bir başka değişle Valéry için
şiir müzik temelinde varlık bulur. Böylece O bizleri şiirsel dil zemininden
müzikal söyleme doğru yolculuğa çıkarır. Yaşamı boyunca tuttuğu günlük aynı
zamanda onun ontolojik sorgulamalarını ve yaşam felsefesini belirler. Felsefe,
psikoloji şiir ve müzik, hepsi bu günlüklerin içinden tasarlanmıştır.
Fransız çağdaşlarını olduğu kadar ülkemizden Yahya Kemal
Beyatlı, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı ve Ahmet Hamdi Tanpınar
gibi şairleri de etkiler. Ahmet Hamdi Tanpınar, Paul Valéry'den ‘’üstat’’ diye
bahseder. Çünkü Valéry dilin güç ve iktidar için bir hâkimiyet alanı olduğunu
savunur. Yahya Kemal ise tıpkı Valéry gibi şiirde form ve müzikaliteye önem
veren şairlerimizdendir. Her ne kadar etkileşim olsa da, Yahya Kemal, Milli ve
İstanbul merkezli uyum ontolojisi benimserken, Valéry felsefi odak ve bilinç
ritmine yönelir.
Şiir ile olan ilişkisini kendi zihin aktivitelerinin
tamamında senfonik tasarımlar düzleminde gerçekleştirmiştir. Bu durum bize Arthur
Schopenhauer’un müzikal anlayışını benimsediğini gösterir. Ona göre müzik
sadece seslerin bir tasarımı değil, matematiğin duyguyla birleştiği mimaridir.
Bir başka değişle şiir, müziğe ulaşmak için alt basamaktır. Müziğin
felsefesinde yatan incelikleri kendisi şiir sanatında savunmuştur. Müzik ve düz
yazı arasındaki farkı, “dans etmek ile yürümek” gibi diye ifade eder. Valéry
sanatı bir “yapı söküm” ve yeniden inşa süreci olarak kabul eder. Ona göre
sanatların üzerinde mutlak olan arınmış müzik vardır. Ve müzik zihnin kendi
işleyişine tutulan bir aynadır. Müzik “saf özgürlük” alanıdır ve şiir bu
noktada müziğe ihtiyaç duyar. Sözler anlamın tetiklemesiyle müzikte var olan
“saf” etkiyi yakalamakta zorlanır. Müzikte içselleşmiş süregelen akış Valéry
için şiirde de aranmalıdır. Söz hazineleri müzikal tınılar gibi sarsıcı
olmalıdır. Müzik aynı zamanda tıpkı mimari gibi insan için mekânlar yaratır
düşüncesi onun sanat formunu belirler. Katedrali arkeolojik müzikal yapıya,
senfoniyi ise soyut mekânsal yapıya benzetir. Valéry, Richard Wagner’in
müziğine hayranlık duyarken mesafesini korur. Wagner müziğindeki hayranlık
uyandıran güç ve duygusal yoğunluk Valéry’nin “denetimli zihin” düşüncesini
tehlikeye sokar. Valéry müziğin “saf farkındalık yaratmasını savunur. Ona göre
müzik duygu patlaması ve/veya “ilham” neticesinde değil, mühendislik tasarımın
sonucudur. Valéry, müziğe sanat olmanın ötesinde matematiksel hesaplar, frekans
oranları gibi arka planda yatan düzen nedeniyle hayrandır. Onun bu hayranlığı
uzaktan mesafeli bir ilişki değil, Claude Debussy ve İgor Stravinsk gibi modern
müziğin mimarlarıyla olan diyaloglarıyla somutlaşmıştır. Valéry, Debussy’nin
çalışmalarını “zihnin doğadaki matematiği keşfetmesi” olarak ifade eder.
Debussy’de ise müziğin mimarisi ile ihtişamını bulur. Böylece bir şairin
kelimeler arasındaki yolculuğu evrenin matematiksel hesaplarına müzik kanalıyla
indirgenir.
Valéry’i anlamak için modern müzik ve mimarinin estetik
tasarım metotlarını kavramak gerekir. Çünkü müzik dinlemenin bir “zekâ işi
olduğunu savunur. Yazımızı Paul Valéry’nin Sabri Esat Siyavuşgil çevirisi ile Deniz Mezarlığı şiirinden birkaç dizesi
ile bitirelim.
Üstünde güvercinler gezen şu rahat damın
Kalbi atar ardında birkaç mezarla çamın;
Şaşmaz öğle zamanı ateşlerle yaratır
Denizi, denizi, hep yeni baştan denizi!
Tanrıların sükûnu çeker gözlerimizi,
Bir düşünceden sonra ah o ne mükâfattır!
Yorumlar
Yorum Gönder