BİRLEŞİK
DUYULAR VE MÜZİK
Tarih
boyunca insanlığın nörolojik eylemleri ve sonuçları üzerine araştırmalar
yapılmıştır. Araştırmalar derinleştikçe beynimizin nasıl çalıştığına dair
önemli sonuçlar elde edilmiştir. Tüm bunlara rağmen beynimizdeki hareketlilik
gizemini korumaktadır. Müzik bu noktada ele almamız gereken önemli bir alandır.
1812 yılında Georg Tobias Ludwig Sachs, doktora tez çalışmasında “renkli
fikirler”den söz eder. Tezi önceki çalışmalara göre Sinestezi alanında kabul gören ilk kuramsal çalışmalardandır. Bilim
dünyası görme ve duyma algısı ve uyaranları açısından birleşik bir zemin
konusunu tartışırken, müzisyen ve ressamların çalışmaları öncü rol
üstlenmiştir.
Sinesteziyi
duyuların birleşimi diye ifade edebiliriz. Bir başka değişle bir duyunun
uyarılmasının farklı bir duyu kanalında doğal algı tetiklemesi… Örneğin bir
kokuyu şekil olarak görmek gibi… Sinestezinin müzik alanındaki karşılığı ise Kromestezi’dir. Kromestezi aynı zamanda
bireyler açısından müzikal becerileri kolaylaştırmaktadır. Kromesteziye sahip
müzisyenlerin duyduklarına karşı istemsizce renk görmeleri oldukça normal bir
durumdur. Müzik dinlerken ve/veya ses duyduklarında renk algılayanlar,
senkronik olarak renkleri deneyimlerler. Bu sinestetikler için doğal bir
algılama sürecidir.
Franz
Liszt, kromesteziye sahip olduğu için renkler konusunda hassastı. Eserlerinin
icrası sırasında renklerle anlatım yapmasıyla bilinirdi. Kendisi sesi renklere
dönüştüren kromestezi deneyimleyenlerdendir. Bu sayede kompozisyonlarında
renkli ve atmosferik kanallar oluşturmuştur.
Leonard
Bernstein, tını, renk vb. kavramları sürekli tartışarak gündeminde tutmuştur.
Orkestraların tınıyı değiştirdiklerinde radikal anlamda müdahale ederek
hassasiyetini göstermiştir. Kromestezi deneyiminin, ona müzik kariyerinde katkı
sağladığı söylenmektedir.
Oliver
Messiaen, kromesteziyi bestelerinde kullanmıştır. Bu anlamda yapıtlarının
avangard formda olduğu görüşü yaygındır ona göre akor ve gamların “yeşilimsi
altın”, “mavi-turuncu” gibi renk skalalarında karşılıkları vardı. Tını ve renk
ilişkisi kanalıyla “müzikal bir alfabe” ya da yeni bir yazım tekniğine
yönelmişti.
Müzikal
açıdan kullanılan tekniklerin, kromestezi deneyimleri olan müzisyenler için
yapıtlara yansıması konusunda klasik teknikler bir kenara bırakılarak yeni
arayışlar, müziğe yeni soluklar getirdi. Başlangıçta geleneği savunanlarca
şiddetli eleştirilere maruz kalsalar da, zamanla yapıtları kabul görmüştür.
Bir Sergiden Resimler Modest Mussorgsky’nin on bölümden oluşan sıra
dışı kompozisyonu. Mussorgsky’nin yakın dostu Viktor Hartmann 1873 yılında 39
yaşında yaşama veda eder. Bu ölüm Mussorgsky derinden sarsar. Hartmann’ın
anısına onun eserlerinden oluşan sergiyi gezen Mussorgsky çok sevdiği dostunun
görsellerini notalara dökmeyi düşünür. Böylece yukarıda adı geçen eser, on
farklı tablonun müzikale dönüşmesiyle gerçekleşir. Mussorgsky’nin sanatındaki
dehası, tabloların müzikal tasvirleriyle yeniden kurgulanmıştır. Eserde ana
tema Promenade (gezinti)’dir. Mussorgsky
eserinde salt görselleri değil, aynı zamanda tuval içindeki atmosferleri ve ruh
hallerini de seslerle çizer.
Müzik
tarihinde Sinestezi ve onun bir türevi olan Kromestezi nörolojik açıdan negatif
düşünülse de, literatüre kazandırdıkları açısından önemlidir. Bu anlamda zengin
bir repertuar oluşmuş ve müzikal yaratı boyutları genişlemiştir. Müzisyenler
dışında ressamların yaptığı seslere yönelik çalışmaları, senfonik şölen havası
çağrıştırır. Paul Klee’nin özellikle Fugue
in Red yapıtını izlerken füg tekniğinin büyülü tınılarını duymanın hazzını
yaşarsınız. Tablolarındaki geometrik şekiller, müzikteki senkopları simgeler.
Kullandığı renkler kanalıyla tablolarında müzikal partisyon meydana
getirmiştir. Yarı şeffaf renk katmanlarıyla, dikey yazım tekniğini ustaca
müzikseverlere sunmuştur. Paul Klee yapıtlarını izlerken, senfoninin büyüsüne
kapılır, Mussorgsky dinlerken
görselliğin hazzını yaşarsınız.
Yorumlar
Yorum Gönder