SAVAŞIN SUSTURAMADIĞI
SANAT: MÜZİK
Müziğin tarihine
baktığımızda insan yaşamının tüm gizemli yanını ve realitesini görmemiz
mümkündür. Hüzün, acı, sevinç, neşe vd. insana dair ne varsa müziğin yapısal
özellikleri olarak düşünebiliriz. Aslında müziği “seslerin estetik biçimi” vb.
tanımlarla sınırlamanın doğru olmadığını her geçen gün daha iyi anlamak mümkün.
Müzik sadece ses değil aynı zamanda “sessizlik” üzerinde temellenen bir söylem
üretir.
Sadece seslerle örülü
dünyanın tek renkli bir görsellik gibi sıradan olması kaçınılmazdır. Seslerin dansı,
sessizliğin içinde anlam kazanır. Tüm bunlar bize müziğin “susturulamayacağını”
anlatmak için yeterlidir. Tarihin her döneminde savaş ve müzik kavramlarının
yollarının kesiştiğine tanık oluruz. Nazi Almanya’sının Polonya’yı işgal etmesi
tüm dünyada geniş yankılar uyandırmıştır. Bu arada Polonya radyosu Varşova’nın
bombalandığını duyurur. Kararlılıkla ve inatla yayınlarına devam eder. Dönemin
piyanistlerinden Władysław Szpilman, radyoda Chopin’in Do Diyez Minör
Noktürn’ünü çalarken, binaya düşen bombalar ve Alman askerlerinin baskınıyla
radyo, dolayısıyla müzik susar…Chopin’in Do Diyez Minör Noktürn’ü müzik tarihi
katoloğunda, No. 20 in C – Sharp minör, B. 49
adıyla bilinir. Bestecinin popüler eserlerindendir. Klasik müzik
tarihinin popüler büyüleyici bir eserinin bombardıman altında bir şehirde
yankılanmasını bir düşünün. Chopin Polonya’da doğmasına rağmen, Leh-Rus
savaşı(1830), diğer adıyla Kadet Devrimi diye bilinen olaydan bir ay önce
Fransaya yerleşerek ömrünün sonuna kadar burada kaldı. Genç yaşta tüberkülozdan
öldüğünde vasiyeti üzerine bedeni Fransa’da, kalbi ise vasiyeti üzerine Varşova’daki
Kutsal Haç Kilisesi’nde muhafaza edildi. Piyanonun şairi diye anılır.
Bestelerini salt piyano için yazmıştır desek yanlış olmaz. Bu nedenle piyano
çalgısına katkısı önemlidir. Müziğindeki derinlik ve atmosfer, melankoli,
şiirsellik ve milliyetçi duyguların karışımıdır. Kendine özgü teknik ve müzikal
dehası onu müzik tarihinin ikonik figürlerinden biri yapmıştır. 1830 yılında
Chopin’in yaşadığı kaos ve savaş travmasını yıllar sonra Nazi işgali ile
yeniden halkı yaşamış fakat bu sefer kendi bestesi eşliğinde direniş ruhunu
desteklemiştir. Radyoda Władysław
Szpilman tarafında çalınan Chopin bestesi dünya savaş tarihinin önemli
anlarından biri olmuştur.
Szpilman Varşova Chopin
Müzik Okulu’nda, ardından Almanya’da müzik ve kompozisyon eğitimi almıştır.
Daha sonra Polonya radyosunda piyanist olarak çalışmaya başladı. İşte yukarıda
anlattığımız bombardıman ve müziğin susması olayı da böylece gerçekleşmiş oldu.
Kendisi ve ailesi Varşova Gettosu’na hapsedildi. Bu dönemde kafelerde piyano
çalarak geçimini sağladı. Ailesi Treblinka ölüm kampına gönderilirken, Szpilman
son anda Yahudi bir polis tarafından kurtarıldı. Getto dışına çıkarak Varşova
dışında evlerde gizlendi. 1944 Varşova ayaklanması sonucu şehir tamamen
harabeye döndüğünde açlık ve hastalıklarla mücadele ederek yaşamını sürdürdü.
Bu nedenle kendisi gibi yaşayanlar ile Robinson Crouse olarak anılır.
Szpilman, 1944 yılında Alman
subayı Wilm Hosenfeld tarafından bulundu. Subay onun piyanist olduğunu
öğrenince performansından etkilenerek gizlice yardımda bulunmaya başladı. Savaş
bitince radyoya geri döndü ve ilk olarak yarım kalan Chopin eserini çaldı. Yaşadıklarını
yazdığı eser kitap olarak basıldı ve yıllar sonra Piyanist adlı filme konu oldu.
Savaş ve müziğin yollarının kesiştiği buna benzer onlarca gerçek hikâyeler var. Bu hikâyelerin temelinde yatan müzikleri farkında olarak dinlemek için çaba göstermeliyiz. Ancak o zaman dinlediğimiz müziklerin her notasında ve her nüansında anlatılan realitenin anlamını kavrarız. Bu arada Filmi izlemeyenlere şiddetle öneririm. Chopin dinlememiş olanlar ise hala geç kalmış sayılmazlar. Nitelikli müziği dinlemenin yaşı yoktur. Bir müziğin bizleri tarihin trajik sayfalarında okuma eylemine yönlendirebileceğini bilmek heyecan verici.


Yorumlar
Yorum Gönder